Aşk Dedİğİm

Aşk Dedİğİm

Aşk gibi önemli bir kavramı tanımlamak, onlarca tanımı içeririnden bir betimleme yapmaya çalışmak elbette çok zor. Aşk, direk insanla ilişkili olduğundan milyonlarca tanımı da olabilir aslında. Kendimi en yakın hissettiğim tanım ise, bilimsel olmaktan öte; kendiminde içinde olduğu bir tanım olabilir. Sevgi, şefkat, kıskançlık, şehvet, öfke, merak, özlem gibi bir çok duygunun eşlik ettiği, kişinin tamamlanmasına yardımcı olan, karmaşık yaşantısal bir deneyimdir Aşk. Yukarıda sayılan duygular, birbirinden çok uzak gibi görünse de bilakis çok yakındır. Kıskanan biri aynı zamanda nefret, arzu, değersizlik gibi duyguları da eş zamanlı hissedebilir.

Dünya'ya; tehdit içeren, gürültülü, yorucu bir yere ilk geldiğimiz andan itibaren kaygılıdır insanoğlu. İlk kaygı gidericisi ise anne memesidir. Bebekler sadece acıktıklarında değil, kendilerini kaygılı hissettiklerinde de emmek isterler. Ve anne bebeğin, ilk beşleyicisidir. Bebeğin ilk güvenli yeri, -annenin- kalp atışlarını duyabildiği, sıcacık kucaktır… Ve hayranlığımız orada başlar, onun güven veren sıcaklığı ve yakınlığı ile… Aşk dediğimiz de bir bütünlenme halidir, tamamlanma hali.. Hayran olma ve hayran olduğumuz kişinin hayranlığını kazanma… Bebek annenin bir parçası gibidir doğduğunda, bir uzantısı. Önemli olan ileri ki yaşlarda, zarar görmeden, güvenli alanı sarsılmadan ayrışabilmesidir. Annenin bebekten, bebeğin de anneden kopabilmesi, ileriki yaşlarda kurulacak ilişkilerdeki sınırların belirlenmesini kolaylaştıracaktır. Güvenli bağlanma örüntüsü geliştiren bir birey, ergenlik ve yetişkinlikte de; güvenli, samimi ve sıcak bir ilişki kurabilecektir. Kendi alanını koruyup, diğerinin özel alanına saygı duyarak, ihtiyaç duyduğunda diğerine ulaşabilecek ve onu daraltmadan, yormadan tamamlanabilecek, bütünlenebilecektir.

Bütün bu çerçevede, çok sevdiğim Fransız edebiyat adamı, eşcinsel Marcel Proust'un aşk tanımını da paylaşmak istiyorum; ''Sevdiğimiz zaman, aşk o kadar büyüktür ki, bir bütün olarak içimize sığmaz; sevdiğimiz insana doğru yayılır, onda kendisini durduran, başlangıç noktasına geri dönmeye zorlayan bir yüzey bulur; işte karşımızdakinin hisleri dediğimiz şey, kendi sevgimizin çarpıp geri dönüşüdür, bizi gidişten daha fazla etkilemesinin, büyülemesinin sebebiyse, kendimizden çıktığını fark etmeyişimizdir. "

Aşık olduğumuz kişiye bağlanma serüvenimizi ise bambaşka boyutta incelememiz gerekir… Güvenli bağlanma, kayıtsız bağlanma, saplantılı bağlanma ve korkulu kaygılı bağlanma olarak dört basamakta inceliyoruz. Güvenli bağlanma yuklarıda da bahsettiğim üzere, anne ile bebeğin sınırlarını koruyarak basamak basamak ayrılması ile oluşur. Bebek, kendi yeteneklerini ve hayatta kalma becerilerini geliştirdikçe anneden uzaklaşacaktır, kopmadan! Kendi alanını oluşturarak…

Kayıtsız bağlanmada ise, çocuğun ihtiyaç duyduğu güven, yakınlık ve bakımı görememesi sonucu, ihtiyaç duygusunu minimuma indirmesi söz konusudur. Bu tarz bir bağlanma süreci geliştiren kişi yetişkinlik döneminde, kendini de aşık olduğu diğerini de olumsuz görme eğilimindedir. Yakın ilişkiye duyduğu gereksinimi sürekli reddeder ve kolaylıkla yakın ilişki geliştiremezler. Ne zaman gerçek bir ilişki kurmaya yaklaşsa, anlamsız bir bahaneyle, kendini ya da diğerini olumsuzluklara boğarak yakın ilişki kurmayı reddeder. Bu kişiler başka birisinin kendilerine bağlanma isteğine de tahammül edemezler. 'Open in relationship' ilişkiler işte tam da bu kişilere özgüdür. Biri ile yakın ilişki kurup tamamlanacakları anda, tamamen başka birini (ikinci kişiyi) devreye sokup, tam anlamıyla aşk yaşamaya engel olurlar. Bir ilişkiden tam olarak ne beklediklerini anlamak çok zordur bu kişilerin, kendileri de bunu çözemezler genelde. Bir çok bahane ile ya kendilerini eleştirir ya da diğerine zarar vererek kendilerinden uzaklaştırırlar.

Saplantılı bağlanma ise, kişinin kendisini sürekli yetersiz algılamasıyla şekillenir. Başkalarını kendisinden sürekli olarak daha iyi bulur ve kendini ifade etmekte sıkıntılar yaşar. Saplantılı bir şekilde diğeri ile olmaya, kendini diğerine adamaya yatkındır. Sürekli kaybetme korkusu yaşar ve diğerini kaybetmemek için çok fazla özveride bulunur. Karşılığını bulamadığında, büyük hayal kırıklıkları yaşasa da, adanmaya devam eder.

Korkulu kaygılı bağlanma da ise, kişi hem kendine hem de diğerlerine güvenmiyordur. Birini beğense bile, konuşmaya, ilk adımı atmaya cesaret edemez.

Kendinizi seçin hadi? Hangi bağlanma biçimi sizi yansıtıyor ya da aşık olduğunuz kişiyi?

Adres

  • Valikonağı Cad. Konak Apt. No:127 Kat:2 Daire:06, Nişantaşı Şişli, İstanbul