Cahİl Cesaretİ

Cahİl Cesaretİ

Henüz üniversiteye başladığım yıl, doğu felsefeleriyle de ilgilenen ağabeyim'in, o zaman doktorasını bitirmek üzere olan genç bir bilim insanı olarak anlatmak istedikleri vardı bana. Doğu felsefeleriyle de ilgilenen bir ekonomist, bir akdemisyen kendisi. Hayatın farklı noktalarına dokunarak kendilerini zenginleştiren insanlara duyduğum hayranlık ağabeyimden geliyor sanırım. Aramızdaki yaş farkı oldukça fazlaydı ve sanırım bu yüzden hiç bir zaman kardeş çatışması yaşamadık. Aramızdaki bu huzurlu iletişime onun bilge kişiliği de yardımcı oldu sanırım, şu an emin değilim.

Beni karşısına aldığında henüz 17 yasındaydım, erken başlıyordum yaşıtlarıma göre üniversiteye. Çok heyecanlı ve yerinde duramayan halim, psikoloji merakım ve hayallerim abimi gülümsetiyordu. 'Şimdi sen psikoloji bilimi öğreneceksin ama lütfen sakin ol. İlk yıllar her şeyi yapabilirmişsin gibi gelecek. Hatta belki kendince adımlar da atmaya çalışacaksın ama bekle olur mu…' Soru kalıbı gibi görünen bu cümle, aslında tatlı bir nasihat cümlesiydi. Ardından devam, etti; 'Üniversiteye başladığım yıl, her şeyi biliyormuşum, hemen işleri halledebilirmişim gibi geliyordu. İkinci üçüncü sınıfta yarı zamanlı çalışmaya bile başlamıştım ama mezun olmaya yaklaştığımda hiç bir şey bilmiyormuşum gibi hissediyordum. Ardından ilk yüksek lisansımı yaptım, ve tez aşamasına geldiğimde, ne kadar bilmediğim konusuna kısmen vakıf olmuştum. Başka bir bölümde ikinci yüksek lisansımı tamamladığımda da 'bilmiyorum' hissi geçmiyordu. Şu an ise doktorayı bitirmek üzereyim' dedi ve bilmediğini bilmekten duyduğu keyifle gülümseyerek devam etti; 've hiç bir şey bilmiyorum'. O zamanlar hayranlıkla takip ettiğim ağabeyim bilmiyor olmanın erdeminden bahsediyordu bana. Öyle heyecanlıydım ki, pek üzerinde durmadan cebime koymuştum söylediklerini.

Geçtiğimiz yıllarda Nobel ödülleri sahiplerini araştırmaya, neler yaptıklarını, hangi başarılara imzalar attıklarını merak etmeye başlamıştım. Bir önceki yıl hatta, Stockholm'e ödül aldıkları salonu görmeye gittiğimi bile söyleyebilirim. Stocholm City Hall'e, ödüllerin alındığı o salona girdiğimde kalbimin ritmini duyabiliyordum ve büyülenmiş bir şekilde saatlerce kaldım orada…

2000 yılında Justın Kruger ve David Dunning isimli iki meslektaşım, harikulade bir araştırmayla Nobel Ödülü aldı. Bugün size, onların araştırmasından bahsedeceğim. Aslında sık karşılaştığımız bir insan tipini araştıran meslektaşlarım, Cornell Üniversitesinde yürütttükleri çalışmalarında bir takım soruları insanlara yönlendiriyorlar. Sınav bittiğinde ise, kişilere kendilerini değerlendirmelerini istedikleri bir takım sorular yönlendiriyorlar. Gerçekte soruların bir çoğuna yanlış cevap veren kişiler sınavdan çok başarılı sonuçlar çıkartacaklarını söylüyorlar. Hatta Eğer iyi günlerinde olsalardı, bütün soruları doğru yanıtlayacaklarını bile belirtiyorlar. Sayılarla berlirtmek gerekirse, soruların %10'una bile yanıt veremeyenler, %60'ini doğru yanıtladıklarına inanıyorlar. Sınavda %90 oranında başarılı sonuçlar çıkartan kişilerin kendilerini değerlendirmesi istenildiğinde ise durum biraz daha farklı. Başarılı kişiler; başarılı olamayabileceklerini, az soruya doğru yanıt vermiş olabileceklerini şaşılacak bir alçakgönüllülükle savunuyorlar. Daha net ifade etmek gerekirse, bilgi sahibi olan donanımlı kişiler, kendini rasyonel değerlendirme konusunda zayıf bulunuyor.

Şimdi bu bilimsel araştırmanın hayatta karşımıza çıkma biçimine bakalım; bilgisiz yöneticiler, kimya bitiren, bankacılık mezunu olup psikologculuk oynayanlar, fizik tedavi ve rahabilitasyon bitirip kuantum tedavisi yapanlar, üç fotoğraf çektirip model, modacı ya da stilist olanlar, hiç bir donanımı olmadıgi halde ahkam kesenler… Hayatın zorlu yollarında, maalesef bilgisiz ve yersiz özgüvenli kişiler daha çok sivrilebilmektedir. Halk arasında 'Cahil Cesareti' olarak da anılan bu durumu, ruh sağlığı uzmanları olarak Kruger Dunning Sendromu olarak yorumluyoruz.

Ağabeyimin sözlerini hatırlatan bu araştırmanın verilerini derleyecek olursak; niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını da farkedemiyorlar ve sahip oldukları kısıtlı nitelikleri abartma eğilimdeler. Ayrıca niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli kişileri farketme, onların becerilerini örnek alma ve uygulama konusunda da yetersizdirler.

Etrafınıza bir bakın, hiç bir niteliği olmayan kişilerin haketmedikleri mevkilere, gerçekçi olmayan algıları ve kendilerini üstün görme eğilimleriyle geldiklerini farkedeceksiniz.

Dün sabah, Odtü mezunu çok yakın bir mimar arkadaşımla sohbet ederken bana yaptığım tasarımlar için artık sosyal medyayı kullanacağım dedi. Harika, buna çok sevindim diye coşku dolu bir tepki verdim. 'Şimdi, sosyal medyayı nasıl kullanacağımı bir takım makaleleri okuyarak analiz ediyorum. Hangi saatlerde, hangi içerikle, ne sıklıkta ve hangi ortak programlar aracılığıyla işlerimi yürüteceğime bakacağım' dedi. Bir kez daha gurur duydum; fotoğraf albümünden, yaptığı dizaynlardan birini seçip, uygun filtreye tıklayıp post'u yapıştırmaktan daha fazlasını yapmak istemişti. İşte bu yüzden gerçek başarı, araştıran, öğrenen, emek harcayanların olmalı… Bilmediğini bilmek, öğrenmenin ilk ve en onurlu basamağı.

Hadi bugün gerçekçi bir analiz yapın kendinizle, bilmediklerinizi (daha çok bilmeye ihtiyacınız olanları) listeleyin, küçük küçük adımlarla neler yapabileceğinizi planlayın. Dikkat edin; aksiyon alabileceğiniz küçük adımlar…

Adres

  • Valikonağı Cad. Konak Apt. No:127 Kat:2 Daire:06, Nişantaşı Şişli, İstanbul